Yok//olan projesi kapsamında Ankara’nın kent kimliği ve kamusal heykellerini tartışmak üzere sanat sosyolojisi alanında çalışmalarını sürdüren Emekcan Ecevit ile bir araya geldik. Bu buluşmada, kamusal heykellere yönelik çalınma, tahrip edilme, yerinden kaldırılma ve unutulma gibi müdahalelerin, Ankara’nın tarihsel ve güncel kent kimliğiyle nasıl ilişkilendiğini ele aldık. Erken Cumhuriyet döneminde heykelin modernleşme, ulus- devlet inşası ve kamusal alan kurgusundaki rolü; 1980 sonrası siyasi, ideolojik ve mekânsal kırılmalarla birlikte bu rolün nasıl dönüştüğü tartışıldı. Karar mekanizmalarının çoğulculuktan uzak yapısı, yerel yönetimlerin belirleyiciliği ve kamusal sanat üzerindeki iktidar ilişkileri, Ankara özelinden Türkiye geneline uzanan örneklerle değerlendirildi. Görüşme boyunca, kamusal heykelin yalnızca bir sanat nesnesi değil, toplumsal ilişkileri örgütleyen, kamusal hafızayı kuran ve dönüştüren bir araç olduğu; bu nedenle heykellere yönelik müdahalelerin aynı zamanda kamusal alan ve ifade özgürlüğü meselesi olduğu vurgulandı.
Kamusal heykeller Ankara’da yalnızca sanat eseri olarak değil, kentin kimliğiyle ve siyasi atmosferiyle birlikte var olan unsurlar olarak ele alınmıştır. Görüşmede, heykelin erken Cumhuriyet döneminde modernleşme, ulus-devlet inşası ve kamusal alan kurgusuyla kurduğu ilişki üzerinden, kamusal alanı dönüştüren bir araç olarak nasıl konumlandığı tartışıldı. Zamanla bu yaklaşımın değiştiği; heykelin estetik ya da sanatsal niteliğinden çok, kim tarafından ve hangi bağlamda yerleştirildiğinin belirleyici hâle geldiği vurgulandı. Bu durum, kamusal heykelin kentle kurduğu ilişkinin zayıflamasına ve daha kırılgan bir hâl almasına yol açmıştır.
Heykellere yönelik müdahalelerin farklı biçimleri ele alındı: çalınma, tahrip edilme, yerinden kaldırılma ya da depolara kapatılma. Ankara’daki Su Perileri heykellerinin uzun süre depoda, yalnızca bir muşamba ile örtülü şekilde tutulması bu duruma somut bir örnek olarak konuşuldu. Benzer biçimde, İlhan Koman’ın heykelinin yıkılması ve sonrasında yeniden yapılması için verilen mücadelenin, tek bir eserden çok daha geniş bir kamusal hafıza meselesine işaret ettiği belirtildi. Bu tür müdahalelerin yalnızca heykelleri değil, kentin ortak mekânsal deneyimini ve kamusal alanla kurulan ilişkiyi de zedelediği üzerinde duruldu.
Bu sürecin özellikle görünür hâle geldiği örneklerden biri, Melih Gökçek döneminde Ankara’da kamusal alana yerleştirilen dinozor ve Voltran heykelleridir. Bu figürlerin sürekli yer değiştirmesi ya da kaldırılması, kamusal heykelin geçici ve bağlamdan kopuk bir gösteriye dönüşmesini ortaya koymuştur. Tartışma, Ankara’yla sınırlı kalmayarak Mehmet Aksoy’un Kars’taki İnsanlık Anıtı’nın yıkılması gibi örnekler üzerinden genişletildi; kamusal sanata yönelik müdahalelerin siyasi iktidarla ilişkisi ele alındı. Ayrıca Sofya’daki Süper Kahraman Anıtı’na yapılan müdahaleler ve Black Lives Matter süreci sonrasında bazı heykellerin yer değiştirmesi, kamusal hafızanın toplumsal hareketler aracılığıyla nasıl dönüştürülebildiğini gösteren karşılaştırmalı örnekler olarak değerlendirildi.