“Yok//olan” projesi kapsamında, kamusal alanda çok sayıda eseri bulunan ve bu eserlerin bir kısmı yok edilen, zarar gören ya da işlevsiz hâle getirilen heykeltıraş Metin Yurdanur ile bir araya geldik. Görüşmede, sanatçının uzun yıllara yayılan üretim pratiği üzerinden, bir heykelin kamusal alanda var olmasının ne anlama geldiği ve bu varlığın hangi koşullarda müdahaleye açık hâle geldiği konuşuldu. Yurdanur, 1981’den bu yana sanayi sitesinde çalıştığını, 1988’den beri ise aynı atölyede üretim yaptığını anlattı. Heykelin fikir, model ve maket aşamalarını tek başına yürüttüğünü; eserler büyüdükçe, kendi yetiştirdiği ustalarla birlikte çalıştığını belirtti. Bu süreç, heykelin yalnızca bir sonuç değil, uzun soluklu bir emek süreci olduğunu gösterdi.
Sanatçı, Ankara’nın “yok olan heykelleri” üzerine yürütülen bu çalışma kapsamında, kendi eserlerinden örnekler paylaştı. Maliye Bakanlığı önüne yerleştirilen Atatürk ve Gençlik Anıtı’nın (1995) kendisinden habersiz şekilde kaldırılarak yerine bina yapılmasını “yürek parçalayıcı” olarak tanımladı. Rize Valiliği Atatürk ve Gençlik Anıtı’nın (1998) tamamen ortadan kalktığını; valilikten gelen resmi yazıda böyle bir heykelin hiç yapılmadığının iddia edildiğini anlattı. Galatasaray Lisesi için yaptığı rölyefin (“Analar ağlamasın, çocuklar öldürülmesin”) monte edildikten yalnızca birkaç gün sonra kaldırılması da kamusal alanda sanatın nasıl kolaylıkla devre dışı bırakılabildiğini gösteren örnekler arasında yer aldı.
Görüşmede, heykellerin yalnızca yok edilmediği; kimi zaman zarar gördüğü, dönüştürüldüğü ya da kamusal kullanımının sınırlandığı örnekler de ele alındı. Melih Cevdet Anday Heykelinin altında ateş yakılması sonucu zarar görmesi ve sonrasında sanatçı tarafından onarılması; Zonguldak Kozlu’daki Madenci Heykelinin eski belediye yönetimi tarafından izinsiz biçimde boyanması bu duruma örnek olarak aktarıldı. İnsan Hakları Heykelinin etrafının polis bariyerleri ve seyyar karakolla çevrilerek insanların yaklaşmasının engellenmesi ise, heykelin yerinde durmasına rağmen kamusal kullanımının fiilen sınırlandırılması olarak değerlendirildi. Dayanışma Heykelinin bronz olduğu için metal hırsızları tarafından çalınması da kamusal alandaki heykellerin ne kadar korumasız bırakıldığını gösteren örnekler arasında yer aldı.
Konuşma boyunca Yurdanur, kent ve sanat ilişkisine dair daha genel görüşlerini de paylaştı. Ankara’daki alt geçit ve yol projelerinin kentin dokusunu bozduğunu, bunun kente zarar verdiğini ifade etti. Telif haklarını düzenleyen 5846 sayılı yasanın sanatçıyı koruması gerektiğini, ancak uygulamada bunun karşılığının olmadığını söyledi. Görüşme, emeğin merkezde olduğu ve sanatın insanla kurduğu bağ üzerinden şekillendi.